02 Eyl07

dijital fotoğraf makinesi uzmanı değilim, yaklaşık 3,5 yıldır dijital fotoğraf makinesi kullanıyorum ve bu süreç içerisinde bir dijital fotoğraf makinesi alırken genel olarak nelere dikkat edilmeli, kendi tecrübelerime göre aktaracağım.
öncelikle herkesin ağzından düşürmediği megapiksel teriminin üzerinde duracağım. belki dijital fotoğraf makinesi kullananlar kendileri bile bilmiyor megapiksel’i, ne kadar yüksek olursa o kadar kaliteli olur diye duydular bir yerlerden ve kendileri de sürekli 6 megapiksellik fotoğraf çekip duruyorlar belki de.
megapiksel bir resmi oluşturan piksel miktarıdır. 6 megapiksel fotoğraf makinesi, 6 milyon pikselden oluşan bir fotoğraf çekebilecek kapasitededir. yapılan ayarlara göre daha az da çekebilir. ne kadar çok megapiksel olursa resmin o kadar çok kaliteli olacağı doğrudur. (diğer ayarlar sabit kalmak koşuluyla tabi) fakat dijital makine kullananlar genel olarak fotoğrafı çekip bilgisayara aktarıp saklıyorlar. bilgisayarda, sahip olduğunuz monitörle de zaten fotoğraftaki kaliteyi çok da rahat anlayamayacaksınız ufacık bir resim değilse eğer. 2 megapiksel çok rahat yetecektir. yeri gelir en yüksek megapikselde çekersiniz, uzaktaki bir şeyi çekmek durumunda kalırsınız, daha rahat görebilmek için yüksek megapiksele ayarlayıp çekersiniz, fakat genel olarak 2 megapiksel de yetecektir. resmi bastırmak istediniz diyelim, bu sefer de poster yaptırmadığınız sürece yine çok yüksek bir megapiksele gerek yok. 2 megapiksel fotoğraflarda gayet kaliteli 10×15 cm boyutunda baskı alabilirsiniz.
yani diyeceğim odur ki 2 tane tüm özellikleri aynı olan fakat megapikselleri farklı olan makine varsa, illa da yüksek megapikselliye para yetiştireceğim diye uğraşmaya gerek yok.
zoom‘a gelelim. makinelerde genelde optik ve dijital zoom olmak üzere 2 çeşit zoom bulunur. optik zoom mercekler arasındaki mesafeyi değiştirerek fotoğrafın kalitesini bozmadan yakınlaştırma yapar. ne kadar fazla olursa yakınlaştırma özelliği o kadar artar, makinenin az yer kaplamasını istiyorsanız muhtemelen 3x-6x optik zoom civarında yakınlaştırma özelliği olan bir makine normaldir. dijital zoom ise makinenin kendi yazılımını kullanarak yaptığı yakınlaştırma işlemidir. nasıl bilgisayarda bir yakınlaştırma yaptığımızda görüntü pikselleşiyor ve kalitesi giderek bozuluyorsa dijital zoomda da aynı şey geçerlidir. kaliteyi çok aza indirgediği için kullanışsızdır. ne kadar yüksek olursa olsun makine alırken dikkat edilecek hususlardan biri olmamalıdır.
flaş‘tan bahsedecek olursak, profesyonel olarak bunun da terimleri vardır elbette, fakat çok da bilmiyorsanız çeşidin bol olduğu bir fotoğrafçıya falan gidip bütçenize uygun olanları deneyin derim. eski makinem, makine olsun niyetine alınmış bir şeydi ve flaşı cidden çok düşüktü, geceyi bırakın, hafif loş ışıkta bile fotoğrafta ne olduğunu kolay kolay anlayamazdınız. karanlık bi yere girip tek tek deneyebilirsiniz flaşları. bunun dışında fotoğrafı algılama ve odaklama süresi de etkili, yine eski makinemde aydınlık yerde bilgisayar ortamı için fena olmayan görüntüler elde edebilsem de, hafif loş ışıkta bile görüntü alabilmem için bir süre bekliyordum. eğer acil çekilmesi gereken bir şey varsa iş işten geçmiş oluyordu. bu yüzden karanlık bir yere girip, makineyi hafif hareket ettirerek ne kadar sürede görüntü aldığınıza falan da bakabilirsiniz.
marka olarak çevremde genelde canon ve sony’nin iyi olduğunu gördüm. bunun dışında alacağınız modeli araştırıp, hakkındaki yorumları okuyup, çevrenizde varsa profesyonel biriyle de bakabilirsiniz. burada ben genel olarak hiç bilmeyen birisi için temel özellikleri ele aldım.

20 Ağu07

http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=7108260&yazarid=249

ÖSS sonuçları açıklandı…

Sonuçlar, tanıdık.

*

Uyurken usul usul öptüğümüz, nefesini dinlediğimiz, üstüne titrediğimiz, hayaller bina ettiğimiz çocuklarımız, kupkuru lise diplomasıyla kalakaldı ortada…

Gene.

Mesleksiz.

(Siz bakmayın “büyük yazar” demelerine… “Büyük” meselelere kafam basmaz benim… “Küçük” şeylere takılırım… Mesela, büyük büyük düşünüp kutup ayılarını kurtarmaya çalışırken, ne olacak bu milyonlarca küçüğün hali?)

*

Madalyonun öbür yüzüne gelince…

*

Bi dolu şampiyonu var sınavın… Bi dolu birinci… Türkiye’nin bu yaş grubundaki “en zeki” fertleri…

Nereleri tercih etmişler?

Aysun, mühendislik.

Yiğit, mühendislik.

Serhat, mühendislik.

Halil, mühendislik.

Abdurrahim, mühendislik.

Kızlı oğlanlı…

Elçin, mühendislik.

Hayrullah, mühendislik.

Özgür, mühendislik.

Çağlar, mühendislik.

Hamza, mühendislik.

*

Zannedersin, Türkiye dediğin, sanayi ve teknoloji devidir!

*

Halbuki, en iri kıyım fabrikamız, tornavidayla montaj yapıyor alt tarafı… 150 işçi, başında da bir mühendis… Maaş bin lira.

*

Rahmetli Sakıp Sabancı ortaokul terk, Bill Gates üniversite terk, Ahmet Nazif Zorlu ilkokul mezunu, bu arada.

*

Buna rağmen…

Israrla ve inatla, Türkiye’nin “en zeki” çocukları, sadece ve sadece “mühendisliğe” yöneliyor…

Hiçbir şampiyon çıkıp da, “Ben tarihçi olacağım arkadaş”, “Ben hukukçu olacağım”, “Ben de konservatuvara gideceğim” demiyor…

İlla ki mühendis.

*

Böyle olunca ne oluyor?

*

Mesela bizim meslek…

Yap IQ testi.

Gör vaziyeti.

Kendimi ayrı tutmuyorum.

Bilakis.

Sıradan bir üniversitenin, sıradan bir fakültesini tesadüfen kazanan, babasına mide kanaması geçirtecek kadar haylaz, kitap okuyacağına Gırgır okuyan, derse gireceğine maça giden, iki defa atılıp, iki defa afla geri dönen, evlere şenlik bir öğrenciydim…

Mezun olduğumda, dekan kurban kesecekti neredeyse, “gitti, kurtulduk” diye…

Liseyi beraber okuduğum bir arkadaşım ise, Türkiye 3′üncüsü oldu, çocukluğundan beri gazeteci olmak istiyordu, Boğaziçi’nde mühendislik okudu, Amerika’ya gitti, oraya yerleşti… Zekásını Amerikalılar kullanıyor.

Gazeteler, ben ve benim gibilere kaldı… Sonuç ortada!

Ahali, “kıstırsam da ağzını burnunu kırsam” diye gazeteci arıyor sokakta.

*

Demem o ki…

“Türkiye, müthiş potansiyeline rağmen, niye bir türlü kalkınamıyor” diye merak ediyorsanız… Cevap bu.

*

Sahip olduğumuz beyinleri, mesleklere yayamıyoruz.

Hep aynı yere yığıyoruz.

O yüzden, ülkenin en parlak öğrencileri, en zor üniversiteleri bitirip, işsiz kalıyor… Kafası daha az çalışanlar, daha kolay üniversiteleri bitirip, o mesleğin Abdurrahman Çelebisi oluyor.

*

Anneler babalar…

Lütfen, çocuklarınızın yakasından düşün!

Kendi yapamadığınızı çocuklarınıza yaptırma huyunuzdan vazgeçin… Bırakın, sizin olamadığınız mesleği değil, kendi istedikleri mesleği yapsınlar… Bırakın, Türkiye’nin zeki çocukları, hep mühendis hep doktor değil, gitarist, psikolog, arkeolog, gazeteci, ressam, tiyatrocu, antrenör, pastacı olsunlar.

Bırakın mutlu olsunlar!

Nerede okuduğun değil, hayatı nasıl okuduğundur aslolan…

Peşinde olduğunuz paranın sırrı orada, emin olun.Bırakın.

*Yılmaz ÖZDİL , 18.08.2007 , Hürriyet

17 Ağu07

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=10180079

20 ekim 2006 balıkesir depreminden sonra adeta tekrar ya$adıgım,asla unutmayacagım ve butun sozlugede unutturmayacagım tarihtir..

neden..
cunku gun gecmiyor ki insan olarak duyarsızlık basamaklarını bir bir cıkmayalım..
burda bana cıkıpta biri hayır diyebilir mi..duyarsızla$mıyoruz,sana oyle gelmi$,yanılıyorsun diyebilir mi..

efendim,17 agustos 1999 depremi $uphesiz benim ve benim gibi binlerce insanın hayatından cok $ey alıp goturdu..fakat bunların pek azı medyada yer buldu..

binlerce insanın oldugu,onbinlercesinin evsiz,ac kaldıgı bir felaketti 17 agustos depremi..peki biz ne kadar uzerinde durduk bu depremin..ne kadar hatırlatmaya calı$tık insanlara..
$u anda bu konu ile ilgili 200. entry yi yazıyorum..ulke tarihindeki en buyuk felaketlerden biri pinar altug ba$lıgı kadar ilgi gormuyor,goremiyor ne yazıkki..
hayır bunu istatistiksel olarak kıyaslamak icin soylemiyorum..bunu her seferinde unutmayalım,unutturmayalım diye 17 agustos tarihinde show amaclı kullananlar icin soyluyorum..her 17 agustos’ta ekranlarda boy gosteren zibidiler icin soyluyorum..
ellerinde mumlarla televizyonlara cıkanlar icin soyluyorum..her 17 agustos’ta uzerinde siyasi etiketlerle mezarlara karanfil bırakan uckagıtcı siyasetciler icin soyluyorum..
kendinize uzerinden rant saglayabilecek ba$ka bir konu bulun..

ben 17 agustos tarihinde bizzat depremi ya$adım..

uzerinden 7 yıl gecti..
bugun,anladım ki dı$arıdan her$ey toz pembe gorunuyor insanlara..
insanların dı$arıdan bakı$ acilari ise iceride bunları ya$ayan biri icin oldukca uzuntu verici oluyor..zira olayları dı$arıdan takip edenler,televizyonlardan izleyenler belkide 17 agustos depremini sadece 7.4 luk bir sarsıntı ve olen insanlar olarak biliyor..
oysaki ya$ananlar deprem sırasında ve sonrasında gercekten ibret verici..uzerine kitap yazılacak kadar buyuk bir felakettir 17 agustos..ve benim bunları burada yazmamım yegane nedeni ise,insanların “deprem” felaketini azda olsa ciddiye almaları icindir..

ne diyordum..
evet,17 agustos depremi bircok insanın hayatını altust etmi$tir..deprem sonrası ya$ananlar ise adeta felaketin buyuklugunu goz onune sermektedir..
i$te deprem sonrası sagda solda ileri geri konu$an “iyi oldu ya,turkiye ye bu kadar insan coktu” diye kendini bilmez yorumlar yapan orospu cocukları sizlere sesleniyorum..yazılanları ibretle okuyunuz..empati yaparak,kendinizi insanların yerine koyunuz..cunku ben;
bu depremde sokaklarda ac yatan insanlar gordum..
bu depremde toplu mezarlar kazan dozerler gordum..
bu depremde kızı ölmü$ bir babaya “20 milyon vermezseniz,cesedi cıkartırız” diyen belediye memurları gordum..
bu depremde mezar yaparken uc kuru$ kâr icin “malzemeden calarım” diyen sozde musluman mezarcılar gordum..
bu depremde uzerinde “para ile satılmaz” yazan urunlerin,nasıl insanlara para ile satıldıgını gordum..fırsatcılıgı gordum..uc kagıtcılıgı tattım..
bu depremde annesini babasını kaybetmi$ alman bir kıza prefabrik konut kar$ılıgında sarkıntılık yapan/ili$ki teklif eden gorevliler gordum..
bu depremde kolundaki bilezik icin bilekleri kesilen kadınlar gordum..insanın hayvanlıgına tanık oldum..
bu depremde ya$arken birbirini belkide hic tanımayan insanların nasıl aynı mezarlara rastgele atıldıgını gordum..

aslına bakılırsa burda yazamayacagım veya yazmaktan utandıgım..derin uzuntu ve keder icerisinde kalarak,insanlıgımdan utandıgım oyle cok $ey gordum ki..
ya siz,kacınız gordu bunları..
yoksa gordunuzde sizede unutturdular mı?
(okocha, 20.10.2006 23:23 ~ 21.10.2006 00:55)

17 Ağu07

http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=9931167

enkaz altında 9 saatimi gecirmi$ oldugum,hayatımda tam anlamıyla köklü degi$ikliklerin ba$ladıgı tarih..en azından benim hafızamda hep bu $ekilde yer edecek..

yıl 1999 henuz 15 ya$ındayım..cocuk denilecek ya$tayım..bilenler bilir yalova’da aydın 4 sitesi vardır,(aydınkent’in yanında) tatil maksadıyla yazları kalıyorduk bu sitede..

17 agustos’tan bir gun once yani 16 agustos 1999 tarihinde ben ve aynı ya$ grubumdaki gencler ile birlikte “ertesi gun aydınkent ile mac yapalım,yada olmadı ceylankent ile yaparız” $eklinde planlar kuruyorduk..fakat bir sorunumuz vardı, en onemli adamımız,kalecimiz olan bir dostum;yarın maca gelemeyecegini,ailesinin yanına istanbul’a gitmesi gerektigini söyledi..bunun uzerine itirazlar yukseldi..”o olmazsa yeniliriz,mutlaka oynaması lazım” $eklinde..kendisiyle uzun boylu konu$tum,durumu anlattım.kalması gerektigini onsuz maca cıkamayacagımızı söyledim..kendiside beni kıramayarak “1 gun daha kalacagını” söyledi,fakat $ortu olmadıgı icin benden bir futbol $ortu istedi..bunun üzerine bende mavi bir futbol $ortu verdim kendisine..

saat 01.10 site dahilinde bir cardak,kamelya tarzı bir yerde takım olarak oturuyoruz,bir ses;

-beyler benim icimde bir sıkıntı var..sanırım yarın biz bunları yenemeyecegiz..
-sıkma canını..yenerizz..
-hadi gidelim beyler,gec oldu bizimkiler merak edecekler..
-tamam yarın goru$uruz..bana bak iyi konsantre olun haa.
-iyi ak$amlar beyler..
-iyi ak$amlar..

saat 03.02
büyük bir gurultu ile uyandım..15 ya$ında cocuk oldugumdan ve daha once deprem ya$amamı$ oldugumdan belki komik gelicek ama zemin katta olan evimizden iceri kamyon girdi ve duvarı yıktı sanmı$tım..sanki diri diri gomulmu$tum..vucudumu kontrol ettim,herhangi bir darp,yara var mı diye..yoktu burnum bile kanamamı$tı..nefes alıp veriyordum ve her nefes alıp verdigimde nefesimin tavana carptıktan sonra yüzüme geldigini hissediyordum..evet tavan burnumun yakla$ık 10cm uzerindeydi..o esnada bana güven veren bir ses duydum,ses aynı odada kaldıgım annemden geliyordu “oglum deprem oldu,korkma sakın..fakat kolumun uzerinde kolon var,ba$ımda sıkı$mı$ iki duvar arasına,sürünerek yanıma gelip,sacımı cekebilirmisin..” diyordu..aman allahım..bu nasıl bir felaketti..adeta diri diri gomulmu$tuk..

saat 04.00 (avazım cıktıgı kadar bagırıyorum)

etraf zifiri karanlıktı..hani karanlık bir odada uzun bir süre kaldıgınız zaman göz a$inalıgı ile nesneleri görebilirsiniz ya..i$te iceri herhangi bir $ekilde ı$ık girmediginden,o karanlıkta öylece kalıyorsunuz..üst katlardan insanlar sizin tavanınıza yani üzerinize basarak gecip gidiyorlar..seslerini duyuyorsunuz..fakat ne acıdır ki onlar sizi duyamıyor..ses gitmiyor..i$te o anda tek yapacagınız $ey avazınız cıktıgı kadar “imdaatt..yardım ediinn..yok bu sesimi duyann” diye bagırmak oluyor..

saat 07.00 (oksijen azalıyor)

zaman ilerledikce,uykum geliyor,üzerime bir agırlık cokuyor..eczacı olan annem odada karbondioksitin arttıgını dolayısıyla,oksijenimizin azaldıgını söyledi..cok uykum geldi..15 ya$ındaki du$uncem “acaba uyursam,ölümü hissedermiyim..”$eklindeydi..

saat 10.00 (balyoz sesleri)

bagırmalar sonuc vermiyor..sesimi duyan yok..fakat ertesi gun mac yapacagımız arkada$larımızdan biri geliyor evin onune..ismimi söylüyor..cevap veriyorum..ses dı$arı cok zor iletiliyor,duvarlar sesi gecirmiyor..yardım cagırıyorum diyor arkada$ım zor bela duyduktan sonra sesimi..aradan 20 dakika gectikten sonra balyoz ile tavan deliniyor..balyoz sesleri ise hala kulaklarım cınlamaktadır..

saat 11.00 (gun ı$ıgı)

yakla$ık 1 saat süren balyoz ile tavanı delme i$leminden sonra hayatımda hic tanımadıgım bir insan beni yukarı cekmek için elini uzatıyor..yardım uzatan eli tereddütsüz tutuyorum..beni cekiyor yukarıya dogru..gözlerimi acamıyorum..gune$ yüzümü aydınlatıyor..aydınlıgı hic bu kadar cok özledigimi hatırlamıyorum..enkaz altından cıktıktan sonra cıktıgım yere bakıyorum ve öylece kalıyorum,üzerimde bir boxerdan ba$ka hic bir $ey yok,arkada$larımdan biri bir t-short uzatıyor,onu giyiyorum..cıktıgımda apartmanın bahcesinde yatan bir beden goruyorum..üzeri gazete kagıtları ile örtülmü$ fakat kagıtların bir kısmı ucu$mu$,tanımakta gecikmiyorum..kar$ı kom$um,elinde büyüdügüm salih amcanın cansız bedeni yerde yatıyor..
benden 2 saat sonrada annem cıkarılıyor..yaralı..ilk mudahaleyi,beyin cerrahı bir kom$u yapıyor..kısıtlı imkanlarla zar zor bir ambulans bularak ambulanstaki 10 yaralıyla beraber yalova’da stadyumda kurulan seyyar hastaneye gidiyoruz..ortalık toz duman,insanlar $uursuzca hareket ediyor..o esnada bir helikopter geliyor.. “aman allahım bir bu eksikti..”diyorum..
helikopterden inen ki$i ise bulent ecevit..doktorlar ba$ına toplanıyor bulent ecevit’in..askeri helikopter yaralıları ve annemi alıp havalanıyor..nereye goturdukleri hakkında ise en ufak bir fikrim dahi yok..15 ya$ındayım..yer,iz bilmedigim bir yerde yalnız ba$ıma kalıyorum..kalacak yerim,yiyecek yemegim yok..o esnada bana “sana yardım edebilirim”diyen bir kadın ile tanımadıgım halde,caresizlikten dolayı beraber gidiyorum..3 gun 3 gece,sahildeki agacların altında yatıyor,domates,sogan,salatalık ile karnımızı doyuruyoruz..
postane’nin sokaklara seyyar telefon koyduklarını duyuyorum..babama,akrabalara telefon etmek icin hızla postaneye ko$uyorum..fakat oda ne..bir kuyruk nerden baksan 1 km uzuyor,araya kaynayanlar oluyor,herkes gergin oldugundan kuyrukta sık sık kavgalar cıkıyor..cıplak ayaklarımla beklemeye koyuluyorum..saatler sonra sıra bana geliyor..lakin telefonlar istanbul’dan uzagını arayamıyor..kahretsin..benim ise aramam gereken yer amasya-ankara..
hemen istanbul’dan arkada$ları arıyorum..”burdan du$muyor siz,$u telefonları arayıp soyleyin” diyorum..
bu telefondan 2 gun sonra babam cıkageliyor..zorda olsa annemi buluyoruz..helikopter bursa yuksek ihtisas hastanesine goturmu$..
gunler sonra babam ile beraber aydın 4 sahil sitesine gidiyoruz..mac icin kalmasını istedigim arkada$ın annesi ve babası ordalar..arkada$ın öldügünü anlamakta gecikmiyorum..
bana dogru geliyorlar;
“oglum..bir bakarmısın..biz ona benzettik,topraktan anlayamıyoruz,bedeni cok $i$mi$ acaba bu o mu” $eklinde soruyorlar..
arkada$ın sadece bel kısmından belirli bir bolge oldugu icin tanıyamıyorlar..ben ise 16 agustos 1999 gunu ona verdigim mavi futbol $ortundan dolayı,anında tanıyor ve beynimden vurulmu$a donuyorum..ke$ke ona kal diye ısrar etmeseydim..ke$ke git,uzaklara git..deseydim..kal diyen dilimi kesmek istedim o anda..
17 agustos 1999 depreminin uzerinden 7 yıl gecti..dile kolay tam 7 yıl..bu deprem kimilerini ilgilendirmeyebilir fakat beni cok ciddi bir $ekilde alakadar eder..hayatımın dönüm noktasıdır..ya$ayan,icinde olan cok daha iyi bilir bunu..dedim ya aradan 7 yıl gecer,yalova’ya donerim bir vesile ile,deprem anıtına gitmek isterim..anıta dogru yol alırken gordugum bir tabela tuylerimi diken diken eder..yalakalıktan koku$mu$,curumu$ yalova belediyesi 17 agustos 1999 depreminde bir cok ki$inin ölümüne sebebiyet veren muteahhit cevdet aydın’in ismini bir parka vermi$tir..”siluetini sevdigiminin turkiye’si” der,yumrugumu sıkarak yürürüm..anıta ula$ırım..deprem anıtındaki binlerce isim arasında gözlerim ya$lı olarak bir zamanlar mavi futbol $ortu verdigim,kaleci arkada$ımın ismini arar dururum öylece..

bu da benim hayatımda en azından benim hic unutmayacagım bir anımdır..

valla kime neyi hatırlatayım,neyi unutturmamaya calı$ayım bilmiyorum ama ben hayatım boyunca unutmayacagım o mavi futbol $ortunu ve gecirdigim gunleri..
(okocha, 17.08.2006 11:05 ~ 11:17)

06 Ağu07

İçten Sesler Korosu

Saat 18:33'de Epitaph tarafından yazılmış

Siz de yapmışsınızdır zaman zaman, iç monolog misali, bir olay karşısında kendi kendinize içinizden yorumlar yapmışsınızdır.Ben bu işi abartıp yazıyorum.Hatta gayet saçmalıyorum belki de.Başlıktaki gibi işte,içimden geçenler bunlar…

  • Zenci birinin adının Kazım olması,beni düşüncelere daldırdı.
  • Mesut Yar ile Uyan Türkiye diye bir program başlamışmış.Size de tanıdık gelmedi mi? Dünyaca ünlü Jon Stewart’ın programıyla aynı konsept, aynı fon ve aynı logoya sahip olan bu programın reklamını görünce üzüldüm.Kopyacı Jon işte.(!)
  • Kuşadası’nda çay bahçesindeki Atatürk büstünü sebepsiz yere kaldıran polislere bağırıp çağıran, polisler olay yerinden ayrılınca arkalarından “Buraya 100 tane büst diktireceğim.” diye bağıran teyze için 1 dk lık saygı duruşunda bulundum.
  • Kuşadası’nda denize inatla donlarıyla giren, ellerinde kamyon lastiği,ağızlarında sigara, “Bak la bak hatuna bak..Vay a….Turist galiba..Helluuu!” efektleriyle dolaşan,27 kişilik aile için 1 dk lık “yuh be” duruşunda bulundum.
  • Çin işkencesidir, Hint işkencesidir bahane… Acı çektirmek istiyorsan eğer uykulu birine Teletubbies izlet. İşe yarıyor, denendi.
  • Milletimiz hayır demeyi bilmiyor diyoruz da bence Hayır’ı anlamayı bilmiyor. “Hayır, almayacağım.” “Hayır, doydum.” “Hayır, dışarı çıkmayacağım.” “Hayır, gelmeyeceğim.” “Hayır, gitmeyeceğim.” Çok açık aslında, bu inadın sebebi nedir anlamadım.
  • Milletimiz ne Realist bir topluluk… Hayal gücüyle oluşmuş ürünlerden hoşlanmıyor. “Frp Öldürür.” falan… Elbet mevcut ekonomik düzen insanı gerçeklerle yüzleştirmek zorunda bırakıyor.Dilenen bir insanın kara tenli bir sivri kulağın yurdunu terk etmesinden daha önemli problemleri var elbet..
  • Hani klasik amerikan dizi konusu vardır ya: “Şişman Kocalar ve normalde onlarla asla evlenmeyecek olan Seksi Eşleri” . İşte o dizileri görüp hayat keşke bu diziler gibi olsa diyorum.Hayır gayet Koca’ya uygun özelliklere sahibim..Ama ne demiş R.A.B ? “Ben ölürsem dizi biter.” Yaa..
  • Geçenlerde birinden duydum, “Pink Floyd hayata dair boşlukları doldurur.” diye. Doğru diyor.
  • IPod’umun arkasına yazacağım “Antimatter öldürür, Anathema süründürür.” Çaktırmadan Doom Metal mesajları veriyorum, bravo bana.

Bugünlük bu kadar.Esen kalınız.

05 Ağu07

Merba..

Hiç, hiç ummadığım, istemediğim şeyleri yasadım, we yaşıyoruz belki de..

son 1 belki de 2 yılımda, gayet de büyüdüğümün, gördüğümün farkındayım, öğreniyorum..ama fazla duygusal we soyut düşünen biri olarak bu dönem problemlerimi ağır yasamaktan hiç hoşnut değilim..

yalnız bunu yazarken bile gözlerim doluyor zor tutuyorum kendimi ama alıştım ağlamaya, alıştım incilerimle yaşamaya..

nerden nereye geldiğimi kendim de ölçebilirim. kimleri tanıdım kimlerle oldum, neleri öğrendim neleri kaybettim, ya da neler beni kaybetti?..kalmışım zaten, 3 tane bütüm war geçemessem snıf tekrarı..nedenlerini en azından neden çalışmadığımı da biliyorum ya neyse;) okuldaki arkadaşlarla iletişim anlayışsızlığım war, beni tam anlamıyla anlayan biri olduğunu düşünmüyorum, çok basit düşünüyorlar ya da ben çok derin düşünüyorum.

Ewet insan basen ihtiyacı olanı çok uzaklarda bulurmuş..=)

– Haklısın boşwer, her zaman yaptığın gibi, unutu gitsin değmez belki de, ağla, ağla yüreğin ıslansın biraz, düşün düşün de yorulsun beynin, uyu uyu belki de bir ruyadır hepsi, ya da uyan be güzelim, uyan elindeyse..

-Aynalara bak, haykır haykır tüm olanları, söyle içinde kalanları, kır dök işe yaramasa bile, bağır son nefesinle, yaz, yaz evet anlat herşeyi..

ama susma, susma be ey insan, söylenmemiş kalmasın içinde..Eriyip gitme..Şuan hıçkıra hıçkıra harfleri bile zor görerek yazıyorsam bunları, wardır derinde bir acım/acılarım..

weda hoş bişi deil, hiç deil heleki istemeyerek ayrılıyorsan, bir seçimse bu, ewet..Lanet etsem dünyaya, bu dostluk nasıl nasıl bozulur? bu sewgiler nasıl silinmek zorunda kalır?

HAYAT NEDEN BÖYLEDİR ??? !!!! …

çok şey war içimde, acım war, nefretim belki de, isyanım war, sewgim war, incilerim war, hep war..hep birikiyor evet..

NEDEN bazen wirgülü bile atmadan NOKTA koymak zorunda kalırız ki?Elden bişi gelmiyor ya hani, GELEMİYOR ya, işte çekip gitmek o zmn istiyor cnm, OLMAMIŞ bir yere, OLMAMIŞÇASINA….

yapamıyorum, konuşmadan anlaması gereknler war yüreğimde, özlediklerim war, zor zor şeyler war, alışmak gereknler war…

yine akıyor gözlerim, yine özledim, yine üzgün we çaresizim..Yine yalnızım, yine uyumak, ya da uyanmak istiyorum…

NEDEN ?…

05 Ağu07

Gecikmeli de olsa devam… ;)

8 Kasım 2006′dan itibaren Eskişehir’deki ikinci hayatıma başladım. Ne de olsa her şey ardımda bıraktığı gibi değildi,ben de dahil olmak üzere herkes ve her şey kendi çapında bir değişim yaşamıştı,en azından yaşanmışlıkların getirdiği bir başkalaşmalar vardı. İlk iş olarak bir öss hazırlık kursuna kaydoldum,tabi kaydolana kadar ve kaydolduktan sonra etrafımdakilerden ve çevreden gelen “şok olma durumu” niteliğindeki tepkiler,bana “manyak” gözüyle bakmalar (hala daha aynı gözle bakanlar var=P ), geri döndürmeye çabalamalar,kendilerine bu fikrimi daha önce açmadığımdan yakınmalar geldi,vız geldi tırıs gitti deyim yerindeyse.=P Ve az da olsa “Helal olsun,manyakça ama kendisi için çıkış yolu arayan birisi en azından” diyenler de oldu,onlara da teşekkür borcumu buradan sunuyorum. :) Aylar ayları kovalarken dedem rahatsızlandı ve onu kaybettik,çok şükür kendimi çabuk toparladım ki o da bunu isterdi eminim. Bahar gelir şen gelir,ama biz gene de durmaksızın yola devam eder. Sonunda 17 Haziran denilen malum güne gelinir. Sabah yaklaşık 6 saatlik bir uykudan kuru öksürük ile uyanılır,asabiyet deseniz evi yakacak derecede,panik havası öyle bi haldedir ki mecburen bi yarım ölçek öksürük şurubu ve kuru ekmekle öküsürük bastırılır,sınav yerine gelip yüze soğuk su deyince de stres yok olur. Kitapçık önüme geldiğinde bi baktım”D” yazıyor,saati geldiğinde açıp başladığımda zamanın nasıl geçtiğini anlamadım neyse ki. :) Saat 12.30 olduğunda ise mat-2′de tıkandım kaldım,açtım sosyal-2 çözdüm,yetişti de yaklaşık 18 soru.=P Sınavdan çıkarken herkes ağlıyor,zırlıyor,bayılıyor,bele bembeyaz yüzle bakıyor,benim canım gezmek istiyor. Eve gelip tıkınmanın akabinde derhal gezmeye çıkılır ve liseden arkadaşlarla ve S.Ak enişte (hep Dilek yenge mi diycez lan=D ) ile stres atılır.

Tercih sürecine gelindiğinde ise sonuç süperdir. Türkiye’de EA-2′de ilk 3000′e girdim çok şükür. Bilkent,Sabancı,TOBB ETÜ,Ankara,Hacettepe,Bilgi,vs… birçok devlet üni. ve özel üni.den teklifler aldım ama hepsini eledim kendimce. Anadolu Üniversitesi’nden tercih yapmaya karar verdim,hem kafama göre,hem sevdiklerimin şehrinde,hem mega üniversite.=D Altı tercih yaptım,kısmetse birincisini bekliyorum. Tabi ODTÜ İktisat’ı,Bilkent SB’yi,Sabancı Yönetim ve Ekonomi Bilimleri’ni tepmek biraz içerletti önce ama gene de pişman değilim. Mutluluğu nerede bulduysam,yerim yurdum orasıdır. Ailemi ve dostlarımı çok ama çok seviyorum. :D

30 Temmuz’da gönderdim tercihlerimi,şimdi netice bekliyorum. Neticeler belli olsun,hele bi üniversiteye kaydım olsun,dördüncüsü o zaman gelecek. ;)

04 Ağu07

Karadeniz Gezim

Saat 2:38'de Hosota tarafından yazılmış

3 Hafta..
Didime git 1 hafta kal sonra İzmire dön 1 gün dinlenmeden ankaraya yol al 11 saat edio arabayla Ankarada 3 gün kal direk karadenize ,bu ne kardeşim böyle yol mu olur üstüm başım toztoprak oldu ,Neyse Mengene git orda kal bi gün Akçakocaya git orda da kal bi gün sonra Amasra’ya git ,Çok sevdim lan ben orayı Sahil war Çubuğu war Çeşm-i Cihan war balık istemiom bana balık yedirdiler zaten ,ordan hediyelik al ,kültablasına “Zıkkımın kökünü iç” yazmışlar ne bilion dedeme almıcağımı askerlik arkadaşınla konuşuon sanki sıçan seni ,Bi de baharatlık aldım babanneme sonra inebolu ya doğru git orda bi yer war unuttum adını Gide mi Cidemi Cide Cide orayı sevme penguen al geç ,e-samba ne yaw ,İneboluya git sevme orayıda ,Cideye gidiş yolunun ben taa … Ne viraj o kardeşim dağ tepe böğürtlen wardı süper bişey ,Ordan kestirme warken taa Bozkurt üzerinden dolan Devrekani ye gel mal gibi gez Kastamonuya git annen 30 yıldır görmediği senin simasını bile tanımadığın akrabalarını dolaşsın sen de kuyruk gibi sürüklen peşinden ordan Ankaraya kuzenine gitme ,Kıl oldum götürsen ölür müsün alala adama bak ya 15 gün mındar et beni sonra bi şey isteyince olmaz de sie nub(Ne alakaysa) ,Orda saat 2 de yat 8 de kalk 8 saat Ankaradan İzmire yol al Afyon da mola wer kuzeninin annesi arasın nie gelmediniz die kızsın ,Git dioz sana alala çok bilion Afyondaki Penguen , Lombak , L-Manyak olmasa bitmiştim ,Sonra izmire git SAlihli mi ne orda odun köfte ye ,Lokantaya oturuon adam senle ilgilenmio senle konuşmuo bile direk salata yoğurt su 3 porsyon köfte getirio gidio insan bi sorar ne yicen die sonra gelio “İlave köhte istiyin mi?” die soruo Miden kalkmış zaten o kadar yol uyku da yok “Feeeeekkhh Offf” u basıosun adam “Piki” dio gidio ,İzmire gel git gitarına sarıl ,Özledim lan aldırmadı kıl herif ,Sonra pc başına otur kuzenine netten fotoşap öğret Tuttuğu çekirgeyi çektiğimiz fotosuna manikür yaptırt sonra gitar çalış tablar bul yeni sonra msn de takıl ütopyama bak uyumyanların yeri başlığını aç yazı yaz chucky nin tavsiyesini oku burayada yaz (Daha uyucam)

03 Ağu07

Bir gece…

Saat 20:40'de ELanesse tarafından yazılmış

Ağrılarımın saati.Acılarımın.Ağırlığım şenlikte.Ruhum sarı perdelerin arasında bir boğucu dört duvar,zemin ve tavan’a hapsolmuş.Kaşlarım şeklini yitiriyor,gözlerim dalgın ,bir duvar,çevreleyen.Bir karanlık.Bir ses yükseliyor,sırf ses olmak adına.Sessizlikten kaçmak…her yere saçılmış gazete küpurları,sayfaları çıkmış tozlu kitaplar…Kapı gıcırdıyor,maskenin biri.

Sinirli,biraz tepkili,anlamsız bakışlarıyla,donuk olabildiğince.Yerleşiyor derinliklerime.İç çekişlerim geçirmiyor;ne ağır dumanı,ne de boğuk yaşamlarımı.Hani şu önümü göremeyişlerim…O aşağılık beyaz sis duvarı ,kör edercesine,içine çekiyor.O sahte beyazlık içimdeki karanlığı haykırmakta.Bedenim ağırlaşıyor.Yığılmışım olduğum yerde,beş köşeli dökülen saçlarımın evi halım bedenimi taşıyacak güçte.Ya da o zemin.Betonlaşsın hadi yüreğim,kaskatı.Yıkılır mıyım bir daha hiç? Hiç.Asla.hislerim kaskatı bir yüreğe hapsolsun.gri taşlar anlatsın benliğimi.Güç? Güven? O soğukluk yeter mi ağrılarımı gidermeye? …

Gözyaşım akamadan donsun.Asılı kalsın havada.Yüzüme yerleşsin.Düşmeden,içime de hapsolmadan.Öylece.Öyle bir soğuk,her yanımı kaplayacak…Üşümelerim hissettirmeyecek ne de olsa güneşin sarı yüzünü…Gözümün hemen altındaki siyah çukurda bir kız yüzüyor,biraz sonra duvarlarını boyayacak.

Usulca ışığı söndürüp,mumlara Lanet,açacak pencereyi,sönmüş ışıkları seyredip,karanlığı yaşayacak,uzaklara baktığını sanırcasına.Üşüyüşlerini,hepsini,bir kez daha dikecek tenine.Gözyaşı havada asılı kalacak az sonra.Sesi uzaklardan gelecek.Çığlıkları dinmeyişiyle sessizleşecek.Gelecekti,Geçmişecek.

Bir daha kulağına olabildiğince uzak olmasını istediği kelimeleri var.Asla gözüne yaklaşmaması gereken kareler.yüzümü yıkadım.Belki gözlerim anlamını yitirir,kulaklarım yeniden başlar belki.Arınmak.Uyku nerelere yolculukta? Yatağımda bekliyor beni,Uykuyla uyanmak eğlenceli.Hafızamın bir süreliğine silinmiş hissi.Ya da hissizlik.Ölü gibi.Düşmek gibi.

Gözlerini açıp ilk olduğunu hissetmek ya da tek bir varlığın oluşuyla uyanıvermek.Bazen erkenden,saatinden önce.Düşüncelerimi kaplayan tek bir kişinin varlığı.

Karanlığım,mumlara lanet.Aydınlığımınsa güneşe ihtiyacı olmadı hiç.Hiç.

18.02.2007 [aynı şeyleri,hala,hissedebilmek,yaşayabilmek,bu lanet olası kısır döngü...bu yazıyı tekrar ortaya çıkarıp,ufak düzenlemelerle buraya yazmamın sebebidir.]

02 Ağu07

ayşegül için-SON-

Saat 17:49'de emre tarafından yazılmış

Rujuna kan damlaları bulaşmış bir kadındı, ölüm.. Zaman ellerinin içindeki kırışıklıkların içinde gizliydi, yatağımda her gece usul usul beni beklerken söylediği şarkılara ve yokluğunun acısını bitireceği vaadlerine aldanıp her gece sana dokunan ellerimle hiç bırakmayacakmışım gibi ve safir gözyaşlarımla beraber sarıldım ona. Saçlarının arasındayken yüzüm, tüm kabuslarımın tek sahibiydi o… Bendeni soğuk, gözleri ateş yumrusu, kirpikleri kristaller kadar parlak ve teni insanların yıllanmış ve insanlardan satın alınmış acılarla doluydu. Bana verdiği ölüm sözünü tutması için her gece dokundum ona hiç korkmadan ve tuttum ellerini hiç bırakmadan sabahlara kadar. Dün gece az kaldığını söyledi,tam 9 günüm varmış.

Evet ayşegül ben askere gidiyorum. Gireceğim bir çatışmada göğsüme isabet edecek bir kurşunu tüm metanet ve sadaketimle ‘hoşgeldin’ diyerek karşılamak için. Sakın merak etme beni, yanımda olmamana rağmen kanım seninle geçireceğim son günüm için akacak…

Sensizken çok acı çektim, seni suçlamıyorum ama ellerine sağlık bana yaptıkların için, kemanıma da küstüm artık ve çıkardım hayatımdan onu sonsuza dek.. Paganini ya da mozart benim için sadece sayfalarda kalmış birer biyografiden ibaret olan notalardır.. (sanane ki değil mi bunlardan)

Şimdi kime istersen sor; rüzgara, sokak ışıklarına, converse ayakkabılarına, izmir’de yürüdüğün o caddelere, anneme ve babama, yaşadığın zamana ve benim bakmaktan her zaman büyük keyif aldığım o güzel gözlerine… Seni ne kadar içten, kocaman ve çok sevdiğimin, benden ayrıldıktan sonra senin için neler yaptığımın ve bu büyük günahın benden neler aldığının cevaplarını asla bulamayacaksın.. Bundan dolayı senden içimde sana duyduğum büyük sevgi ve özlemle beraber ÖZÜR DİLERİM…

bana ‘artık sorumluluk başkasında olsun,ben üstlenmek istemiyorum‘ demiştin. Seninle beraberken o sorumluluk hep bendeydi; bunu biliyorsun. Şimdi ise senin bahsettiğin sorumluluğun sonuncusunu alıyorum; o sorumluluğu merak ettiysen hemen söyliyeyim sana; bir keleş mermisini göğsümün en derin yerine almak için kucaklamaya gidiyorum.

Çocukça bir deyiş olduğunu düşünmeni istemem ama eskiden biz-(im) olan beraberliğimiz bitti ve bu gerçek değişmeyecek. Geri dönmeyeceğinin üzüntüsünü çok yaşadım ben ve kabullendim artık; sen dönmeyeceksin! Kimse de yardım edemez belki de etmez biz-(im) için, bunu da biliyorum..Dualar çok uzakta kaldı artık….. Zaten geri dönsen de ne bende ne de sende hiç birşey eskisi gibi olmayacak ve değil de zaten :(((((

Yazının ilk cümlesinde bahsettiğim o kadın vaadlerini yerine getirdiğinde, yani ben buralardan ismimi de alarak sonsuz aleme gittiğimde benim yerime bir tabut, tabutun içinde bir kefen, kefenin içinde ben ve benim içimde de sen olacaksın. Ancak bu son kez olacak.

Herkez hata yapar ama bu hataları affederek tüm sevapları sen alacaktın papp_t_m.. Ben beklemekten vazgeçtim, sonunda devler de ölür bunu sakın unutma papp_t_m…

Emen:(((((