Bundan 10 yıl kadar önce, yani ben 8 yaşındayken annemle babam boşandılar. Bu olaydan bir buçuk yıl sonra babam tekrar evlendi, iki yıl sonra da ilk kardeşim dünyaya geldi. Böylece hayatının ilk on yılını tek çocuk ve en büyük torun olarak geçirmiş olan ben; sonunda bir kardeşe sahip olmuş oldum. Bunu annemin evliliği ve ikinci kardeşimin doğumu, ardından da babamdan olan ikinci, toplamda üçüncü kardeşimin doğumu takip etti…
Hayatımdaki değişimi düşünün bir, ilkokuldayken tek ve yalnız olan ben, daha liseye başlamadan 3 tane kardeş(?)e sahip olmuş, bir anda çoluk çocuğa boğulmuştum… Selin’e bakıcılık yapmak, Lara’nın altını değiştirmek, Burç’u uyutmak derken o birlikte hiç oyun oynayamadığım kardeşlerim benim için kardeş olmaktan çıkmış, belki bir evlat, belki de bakıcılığı yapılan sıradan birer bebek haline gelmişlerdi. Bana bir getirileri olmadığı gibi, bana yönelmesi, beni şımartması gereken ilgiyi üzerlerine çekiyorlar; bunun yanısıra bana yoktan angaryalar üretip canımı sıkıyorlardı.
Peki ben ne yapıyordum? Annemin evliliğiyle başlayan umursamazlık furyasını devam ettirip, bu hislerimi göz ardı ediyor, onlara elimden geldiğince bakmaya çalışıyordum. Bu umarsızlık zorluklara karşı tahammül edebilmemi kolaylaştırıyordu elbette; ancak diğer bir getirisi olan hissizleşme gerçek anlamda onlara karşı duygusal bir şeyler hissedebilmeme engel oluyordu. Başka bir dünyada yaşarken, bu dünyada olanlara karşı yeteri kadar duyarlı olamazsınız ne de olsa…
Ha bir de şu tartışma var tabii, kardeş kimdir? Etimolojik kökenine baktığımızda aynı karında büyümüş olan iki bireye işaret eden bu kelime, medeni hukuka göre aynı erkeğin yumurtalıklarından yola çıkmış iki spermin oluşturduğu bireylere tekabül ediyor. İlk tanımdan yola çıktığımızda sadece tek bir kardeşe sahipken, ikinci tanımı ele aldığımızda iki kardeşim oluyor. Genel ailevi duygular ve söylemler ele alındığında ise anne-baba farketmez ikisinden birinden doğmuş olan tüm çocukları kardeş kabul etmemiz gerektiği argümanı ise günümüzde çok popüler ve yerleşmiş durumda. Hatta bugün benim de aynı şeyleri “söylemde” kullandığımı söylemek yanlış olmaz. Fakat daha önceden de belirttiğim gibi, nedeni gerek çocukca kıskançlıklar olsun, gerek psikolojik çözümlemelerle elde edilebilecek veriler; ben kanunen ve/veya etimolojik olarak kardeşim sayılan insanlara gerçekten o gözle bak(a)mıyorum. Benim asıl “kardeşim” saydığım insanlar -eğer onlar da kabul ediyorlarsa- benimle aynı içki masasına oturmuş, benimle kadeh/maşrapa/şat/her-ne-boksa tokuşturmuş, bana içini dökmüş insanlardır… Evet belki saçma ya da gereksizlik derecesinde şairane bir bakış açısı olabilir; ancak bana dayatılan kardeşlerimi kardeş gibi görmediğimi söylemişken, kendi isteyeceğim kardeş profilini çizmeden işin içinden sıyrılmak olmazdı değil mi?
Rusya’da yaşayan iki kız kardeşim var; onlar için geleceğe baktığımda endişeliyim. Rusya’da büyüyen bir rus kızı, bir Türk’ün bakış açısında tehlikededir çünkü. Pusuya yatmış bir çok sinsi erkek onları bekleyecektir ergenliğe giden yolda -ve sonrasında- ayrıca benim de bu konuda bir şeyler yapmam gerekecektir… Peki ya Türkiye’deki erkek kardeşime ne demeli? Bir Türk’ün gözünde bir abinin yapması gereken şey kardeşine yol göstermek, ona hayatı öğretmektir değil mi? Peki ben bir yandan Rusya’daki kız kardeşlerimi erkeklerden korurken, burda bir yandan erkek kardeşime kızları nasıl tavlayacağını anlattığım anda kendi kız kardeşini pazarlamaya çalışan bir pezevenkten ne farkım kalacak?
Hadi entellektüel bir bakış açısından yaklaşalım olaya, her genç istediği şeyi yapabilir/yapma hakkına sahiptir diyelim. Bu koşullar altında kız kardeşlerimin yaşayacakları şeylerden büyük ölçüde rahatsızlık duyacağım kesin. Peki ya kısıtlamalar? Her şeyi kısıtlayan bir düzen kurulsa; ne erkekler ne de kızlar hiçbir şey yapmasalar? O zaman da pek çok şeyi yanlış da olsa yaşamış bir erkek olarak ben erkek kardeşim için üzüleceğim. Ona yaşattığım şeyler/dayattığım düzen için pişmanlık duyacağım. Çünkü en niyayetinde ben Türk kültürüyle yetişmiş bir erkeğim ve ne kadar düşünürsem düşüneyim; rahatsızlık duymadan her iki taraf için de uygun bir yol seçmem pek mümkün değil…
Bu noktada kendime eleştirim de şu; sanki kardeşlerimin hayatına yön verecek, onlara kurallar koyacak insan benmişim gibi konuşuyorum; ama aslında hiç kimse bana kız kardeşlerimi yetiştirirken “Berk ben bunlara ne diyeyim şimdi?” diye sormayacak… Bunlar sadece benim kendi iç çatışmalarım, içinde büyüdüğüm düzene olan eleştirimde birer argüman, kendimi düzeltme ve geliştirme yolumda birer egzersiz… Ama aynı zamanda da bir sorunsal; aynen “Kaç kardeşsiniz?” sorusuna verdiğim yanıt gibi: Üç kardeşim var; ama dört kardeşiz diyemem…
Etiketler: anne, baba, boşanmak, evlilik, ilkokul, kardeş, kıskançlık, lise, pusu, rusya, türk, umarsızlık