26 Mar 08

Pek sevgili günlük,
Acılar içinde olduğum şu anda seninle düşüncelerimi paylaşmak istemekteyim. Dün gerçekten dünya için fazla anormal bir insan olduğumu kabullenmek zorunda kaldım. Aslında acılar içinde olmamın sebebi bu değil, anormalliğimin az ya da çok zaten farkındaydım.

Her nereden beynime yerleşmişse oldum olası insanın her hareketinde bir şekilde mantıklı davranması gerektiğini düşünmüşümdür. Böylelikle hayvandan pek bir farklı olduğumuzu ortaya koyacağızdır. Tamam biliyorum şempanzeyle aramızdaki genetik farklılıklar taş çatlasa %1,5 ama yine de içgüdülere karşı koyabilme yeteneğine sahibiz, pek gelişmiş güzide beyin korteksi sağ olsun.

İşte bu naçizane gelişmişlik sayesinde de çocuk sahibi olmanın mantıksızlığını kavrayabileceğimize inanmışımdır. Zira insan evrimin bir sonraki aşamasında içgüdülerine karşı koymayı ve sadece fikirleriyle var olmayı seçecektir yine pek naçizane kanaatimce. Yani varlığını yeni insancıklarla değil de fikirlerle ölümsüzleştirecektir. Ne de olsa yazı icat edilmiştir çoktan.

Lakin gelin görün ki kazın ayağı öyle değildir. Her zaman benim gibi düşünenlerin herkesten önce evlenip çoluk çocuğa karıştığını; 18 yaşında bunları söylemenin kolay olduğunu, hatta 19 yaşında olduğumu ve çocuk gibi konuştuğumu; beni bir de 30’umda görmek istediklerini; efendime söyleyeyim hal böyle olsa Çin’in tek çocuk politikası uygulamak zorunda kalmayacağını iddia eden birkaç insan bulmak işten bile değil. Minik bir komünist olmakla suçlanmaktayım günlük. İşin en ironik tarafı da bu fikrimi sadece kadınlara karşı değil aynı zamanda erkeklere karşı savunuyor olmam. Meğer baba olmak isteyen ne çok insan varmış!

Bu radikal çocuk yapma karşıtlığım geçen sene bir İngilizce dersinde başladı. Avrupa kıtası hariç dünyanın hemen her yerinde aşırı bir nüfuslanma vardı ve 50 sene içerisinde bu nüfus bırakın petrolü ve suyu dünyacığımızın üzerindeki yaşam alanlarını tüketecekti. Bazı bilim adamlarına göre Tokyo’da insanlar bırakın başlarını sokacak bir ev bulmayı kutularda falan yaşamaya başlaycaklardı. Tarlalar apartman (ve fabrika) yapımı için yok ediliyor, dolayısıyla yiyecek elde etme imkanımız azalıyordu. Tüm bunlara rağmen nüfus hızla artmaya devam ediyordu. Çoğalıp duran insanlar ve azalıp duran kaynaklar! Küresel bir facia!

Ben de ‘aman bana benzeyen zırlak ancak sevimli bi’ yaratık oluşturayım’ diye bencilce düşünmektense küresel düşünmeyi tercih ederek, ‘eğer 30’uma geldiğimde çocuk da çocuk diye tutturursam gider bana benzeyen ve kanımın kaynadığı bi’ velet edinir ve vatana millete hayırlı bir iş yapmış olurum’ diye düşünmeye başladım. Zira çocukları sevmemizi korumamızı aman da aman diye şımartmamızı sağlayan serotonin her halükarda salgılanmakta. Son derece mantıklı olduğuna inandığım bu fikri bir senedir sürdürmekteyim. Ne kadar kararsız ve değişken olduğumu bildiğimden aynı fikri savunmayı bir senedir sürdürüyorsam, kendisinin gayet sağlam temellere dayanmakta olduğu iddia edilebilir.

Anormal olduğum gerçeğini kabullenişime gelince: Bu şekilde düşünmenin her insana mantıklı gelmeyeceğinin gayet farkındayım ve fikrin kişilik yapımla ilişkili olduğuna inanmadan edemiyorum. Gelin görün ki INTJ diye kodlanan bu kişilik yapısına insanların sadece %2’si sahip. Yani bütün INTJ’ler toplanıp çocuk yapmamaya karar verse bile dünyanın %98’i üreyip durmaya devam edeceğinden her şekilde yaşamsal kaynaklarımız tükenecek ve tez zamanda dünyacığımız bu yükü kaldıramaz duruma gelecektir. Yine de evlat edinsek anasız babasız veletleri, hayat bayram olsa, hı? (A)

Minik Bigo

Etiketler: , , , , ,

24 Şub 08

İyi ki… :)

Saat 0:01'de bigoudi tarafından yazılmış

Selamlarrrr. Aylar sonra yeniden yazasım var sana günlük. Aslında benim hep yazasım var da üşeniyorum. Bu üşengeçlik feci bi’ olay. Baktım ki bi’ şeyler düşünmeye bile üşenir olmuşum, dedim ‘gidişat kötü sende hatun, kendine gel.’ İyi demişim ve iyi ki demişim. Yaşanan herhangi bi’ olay için “iyi ki…” diyebilmek kadar mükemmel bi’ duygu yok. Kendime geldim ve mutluyum (= Yazı yazmayı sevdiğimi bilen bi’ arkadaşım yeşil ve pek sevimli bi’ defter hediye etmişti bana zamanında ve demişti ki sadece sana layık olan, güzel anılarını yaz bu deftere. Çok deneyip başaramamıştım. Mutlu olduğumda yazmamıştım hiç o deftere, sonradan okuduğumda ‘hiç mi mutlu olmadın yahu insaf!’ dedim kendime. Bikaç yıl kadar zaman geçti üstünden ama ben mutlu olabilmeyi ve bunu paylaşabilmeyi öğrendim sonunda. Züpper bişimiş =) Geç olsun güç olmasın hem =)

Yıllardır kimse bana bu okuldan nefret ediyorum dedirtememişti. Ta ki lise 3′e geçene kadar. Allah’ım dedim bu nasıl bi’ iştir? Nasıl bi’ işkencedir? Hani artık her şey daha kolay olacaktı? Bu kadar nefretle dolunca yapmaktan kesinlikle hazzetmediğim bir şeyi yapmaya, sürekli keşke demeye başladım. Keşke şunu yapmasaydım, buraya gelmeseydim, şunu seçmeseydim, bidi de bidi… Bu okul ki sayesinde -aslında büyük ölçüde kendi sayemde de olsa :P- “big pictue”ı görebilmekteyim, hayatı anlamakta ve mutluluğuma mutluluk katmaktayım, kıçıkırık ÖSS sen gel bana mantıklı mantıksız bir sürü şeyi ezberletmeye çalış, zekayla değil hafızayla iş yap dur, hayatımı zehret, aaaa dedim yeter ya, olacak iş mi bu arkadaşım! Sonuç olarak okulumla arama nifak tohumu sokmaya çalışan bu caniye de şefkat göstermeye başladım. Kafasını falan okşadım, tamam şekerim dedim seni de severim ben saçma olsan da, sorun değil. Şimdilik bu üçlü ilişkimiz iyi gidiyor. ÖSS’nin okulumla aramdaki ilişkiye zarar vermesine izin vermiyciim asla! Kimse anlamasa da anlıyorum ben onu ve anlamanın nefret etmeyi imkansız kılışı hayatı mükemmel kılabilen olaylardan bir diğeri =)

Hayat boyu mutluluk arayıp durur da bulamayınca dünyaya suç atarız ya, fikstir hani, (: fark ettim ki dünyanın bi’ suçu yok, kendi mutluluğunu kendin yaratabilirsin sadece. Ben ki kendi dünyasında yaşayıp oraya başkalarını çok nadir kabul eden, hayatını iç dünyasını keşfetmeye adamış biri, buna nasıl akıl erdiremedim daha önce, bilmiyorum. Züğürt tesellim ‘geç olsun güç olmasın’ burada da devrede :D Bu en güncel mutluluk keşfim çok huzurlandırıyor beni. Ne zamandır bu fark edişlerim son bulmuştu zira. Yeniden fark etmeye başlamam, benim hayata dönmüş olmam demek. Mantığımı seviyorum, kendisini bi’ daha asla terk etmiycem :) Her gün mutluluk keşfimin yolunu açan tüm yaşanmışlıklara teşekkür ediyorum, iyi ki demenin keyfine varıyorum, anlamanın nefret etmeyi imkansızlaştırmasıyla daha da huzurlanıyorum. Aslında bu keşif geç değil erken olmuş bile olabilir, yaşlıyım ben zira. Her şeyde mantık arayıp, bulamayınca üzülmek yaşlandırıyor insanı:) Ama keşiflerime devam edemiyor olsam daha da yaşlanıp yakın zamanda ölebilirdim belki. İyi olmuş iyi :) Herkesin kendini sevmesi, mutluluğunu bulması, onu hiç bırakmaması ve hayatına giren herkese teşekkür edebilmesi dileğiyle :)

Bigo (:

Etiketler: , ,

04 Ara 07

Yarın bir arkadaşımın doğum günü ve bugün kendisine aldığım hediyeye paket yaptım. Hatta kırmızı kartondan bir kutu demeliyiz buna (: Hediye paketlerken yüzümde oluşan gülümsemenin ardından mutlu bir hale bürünüyorum her defasında. Sevimli hediyecik ve onun paketiyle ilgilendiğim her an mutluluğum sürüyor ilginç bir şekilde. Bu Allah’ım ne alacağım acaba stresinden kurtulmuş olmakla hediye aldığım kişiyi de mutlu edecek olma beklentisinin bileşiminden kaynaklanıyor olsa gerek. Böyle bir beklentim var evet. Bencilce sadece kendimi eğlendirmiyorum hediyeyle, ona emek veriyorum ve resmen seviyorum onu. Böylece hediye yoluyla sevgimi de paylaşmış oluyorum. Belki de sevgisini sözcüklerle kolayca ifade edemeyen bir insanın paylaşım yoludur bu, bilmiyorum. Tek bildiğim benim hediyeyi seçerken, paketlerken ve bunları yaptığım süre boyunca gülümserken, hediyeyi vereceğim kişinin de mutlu olmasını istediğim. Böylelikle mutluluk büyüyecek hayallerime göre. Bu kadar ufak şeylerle nasıl mutlu oluyorum bilmiyorum. Aslında şikayetçi de değilim. Hayallerim yarım kalsa bile ben mutlu olmayı biliyorum ya sanırım önemli olan bu (:

Baktım da hediyem o kadar da süper görünmüyor. Ama eminim verdiğim emek boşa çıkmayacaktır. (: Bunları neden mi yazıyorum? Sadece paylaşmak için işte. Sadece şu an mutlu olduğum için. Bi’ kalıp çikolata bitirmiş olmamın da etkisi olabilir mi? Bilmem, onu da bilmiyorum.

Etiketler: , ,

23 Haz 07

Dün abimin evinde Kumdan Kaleler’in albümünü buldum günlük. Yıllardır içi boş kapağa bakmak inanılmaz hüzünlüydü. Deli gibi mutlu oldum bulunca. Şu an sana Kumdan Kaleler eşliğinde yazıyorum. Koru Beni çalıyor. (: Nasıl nostaljik oldu anlatamam. Albümün 1996’da çıktığını düşünürsek, en az beş yıldır da albümün izini bulamadığıma göre baya bir etkilemiş beni zamanında. Abim daha lisedeymiş günlük peh peh (:

Daha sonra abimin 3 aylık, 6 aylık ve 9 aylıkken söylediklerinin kaydını tuttukları bi’ kaset buldum. Yıl 1979. Annemin sesini hiç öyle duymamıştım tabi ki. Tarif edemediğim bi’ andı, özlem mi desem, sevgi mi desem bilmiyorum. İşte o tarif edilemez duyguyla gülümseme yayıldı abimin, benim ve babamın yüzlerine. Yeniden o küçücük Bigo olmak istedim, yıl 1996 olsun… Ki hep beraber olalım yine… Yine abimle Kumdan Kaleler dinleyelim, yeniden bana Nick Cave and the Bad Seeds demeyi öğretsin istedim. Çok duygusal oldu be günlük, sorma valla.

Mutlu olmanın, insanları sevmenin ve onları gülümseyerek anımsamanın ne kadar mükemmel bir duygu olduğunu anlayıverdim birden. Keşke bunu hiç unutmasak günlükcüm (:

Sevgiler…

Biterken Kumdan Kaleler Sana Dair çalıyordu =P

Etiketler: , , , , , , , , ,

02 Haz 07

Günlük yaf 3. sınıf olduk adeta, pek mutlu oldum nedense. Üç olmak güzel bişimiş gibi geliyo =) Üç sene geçmiş tesadüfen kazandığım bu garip okula geleli. Varlığından haberdar bile değildim düşünsene! Resmen de bitmesini istememeye başladığımı hissediyorum. Keşke 8 senelik olsaymışız deyişlerim de az değil.

Dün şöyle bir şey fark ettim ki okul kesinlikle duygusal olarak yaklaşılması gereken bir kurum değil. Ya da derslerle olan ilişkileri birer çıkar ilişkisi olarak görürsek daha kolay mutlu olabiliriz sanırım. Evet bunu eğitim öğretim hayatımın (anaokulunu saymazsak) 11. yılında fark etmiş olabilirim :P ama geç olsun geç olmasın diyor bu keşfimi uygulamaya da geçirebilmeyi umuyorum. Şimdi efendim nedir bu çıkar ilişkisi? Öğrenci kişisi dersten ne kadar nefret ediyor olsa da ona şefkat göstermeli ve onun kendisine anlatmak istediklerini mümkün olduğunca anlamaya çalışmalıdır, zira bu anlayış gösterisi ileride ona bir yerlerde bir kazanç sağlayacaktır. Maddi ya da manevi. –Coğrafya bu stratejinin haricinde tutulabilir yine de :P- Hocalarla papaz olmanın da pek bir anlamı yoktur aslında. Öğrencilik hayatını zehretmenin alemi yok. Oyunculuk geliştirmek, eğlenmek lazım.

Önümdeki öğrencilik yıllarının bu stratejiler doğrultusunda daha mesut geçmesini diler, sana da iyi günler dilerim günlükcüm. Mutlu oldum yine bak. Heheh.

Etiketler: , , , , , , ,