Ters Köşeye Yat(ırıl)mak…(?)
Saat 15:04'de Elminster tarafından yazılmışBugün 8 Aralık 2006, 8 Aralık 2005′in tam bir yıl sonrası. Bengi’yle çıkmaya başladığımız günün yıldönümü. Bugün için gerçekten güzel planlarım vardı, onunla tanışmak için attığım ilk adımda yaptığım gibi onun dersinin olduğu saatte onun sınıfına gidip arkalarda bir yerlerde oturucaktım, ders arasında veya çıkışında konuşmak istediğimi söyleyip ona etrafta görünmemesinin -ki bunu “benden kaçmak” olarak da adlandırmak mümkündü- sadece benim söylediğim sözlerden dolayı (yazar burda ayrıldıktan sonra görüşmeme konusuna atıfta bulunmaktadır) mı olduğunu; yoksa bana olan kızgınlığından/beni artık sevmemesinden (herhangi bir anlamda) kaynaklanıp kaynaklanmadığını soracaktım. Ona “Seni çok üzdüm, değil mi?” diyecektim, ki biliyorum, üzmüştüm. Bunun için özür dilemek istiyordum. Neyse, bunların hiçbiri gerçekleşemedi bugün; okulda ona rastlayamadım. Dersten sonra topluluktaki işlerimi halledip evlerinin önüne gider, onu arayıp dışarıya çağırır, hiç olmazsa telefonda konuşurum -ki bu hiç sevmediğim bir yöntemdir ama evde ailesi varsa veya çıkması mümkün değilse bu da bir seçenekti hiç yoktan- diyordum. Topluluktaki işlerim biraz uzun sürdü ancak yine de kızılaya indim, otobüse atlayıp hoşdereye çıktım. Elimde kitabımla kapılarının önünde otobüsten indiğimde neler hissettiğimi anlatmak güçtü; Serhan en son Ankara’ya geldiğinde bir gece bar çıkışında Bengi’ye bir sürpriz yapmak için yine evlerinin önüne gelmiş; fakat Bengi benimle mesajlaşırken yatakta uyuyakaldığı için gecenin bir vakti soğukta o kadar bekledikten sonra elimiz boş, yürüye yürüye bir saatte eve geri gitmek zorunda kalmıştık. Bu o önünde bulunduğum evden bana kalan hatıralardan sadece birisi, fakat belki de o ana kadar yaşadıklarımın en kötüsüydü (yazarın burda “en kötüsü” demesinin nedeni yaşanan şeyin çok kötü bir şey olduğunu anlatmak değil, o evle ilgili olan diğer tüm anıların güzel şeyler olmasıdır). Zaman geçirmeden kapının hizasına geçip -doğrudan girişe gitmek istememiştim- ev telefonundan aradım onu, böylece evde olup olmadığını anlayabilecektim -gerçi bir saat kadar önce evi arayıp evde birinin olduğunu teyid etmiştim ama çıkmış da olabilirdi- ev telefonu çok geçmeden açıldı fakat garip sesler geliyordu telefondan. Bunun üzerine kapatıp cep telefonundan aramayı denedim; ilk aradığımda meşgule düşürdü, yanlışlıkla yapmış olabileceğini düşünüp ailesinden birinin yanında olması ihtimaline karşı ona biraz zaman tanıyıp tekrar aradım. Bu sefer telefon daha uzun süre çaldı, fakat yine meşgule düştü. Belki dışarıda bir yerlerde -mesela derste- olabilir diye düşünüp “Müsait değilsin sanırım?” diye bir mesaj attım ona. Bunun üzerine “Konuşmak istemiyorum” şeklinde bir mesaj yolladı, üzülmüştüm buna ve nedenini merak ediyordum bu davranışının. Ayrıca oraya gelirken içimde kötü ya da sakıncalı bir amaç da yoktu; tamamen iyi niyetimle gelmiş, onun iyi olması için bir şeyler yapmak, ondan özür dilemek istiyordum. Bunun ötesindeki hiçbir şey zaten o istemediği takdirde gerçekleşemezdi; fakat bunun yanında onu mutlu etmek yolundaki isteğimin neden engellendiğini aşırı merak ediyordum. Bu durumu bilmem bilir misiniz; insan tüm soğukkanlı düşünme yetisini kaybeder, hissettiği şeylerden çok çok farklı şeyler yapabilir, yapmak ister… Bir anda ne yapacağımı şaşırmıştım, ne yapmam gerektiğini bilmediğim gibi, içimden yapmayı geçirdiğim şeylerin bir çoğunun da yapılmaması gereken şeyler olduğunu biliyordum. Hala bir nebze sakin ve alttan alarak attığım “En azından son bir kez konuşup bazı şeyleri kesinleştiremez miyiz?” şeklindeki mesajı bir “Lütfen?” ile daha ikna edici kılmaya çalıştım fakat aldığım cevap; “Bitti,kesinlestircek bisey yok” oldu. Daha da üzdü beni bu haliyle ve daha da kontrolsüz kıldı… “Bu kadar mı kızgınsın bana? Bu kadar mı üzdüm seni? Bu mu bana bir zamanlar ayrılsak bile seninle arkadaş kalmak isterim diyen, benim aşık olduğum insan? Bu sen misin?” dedim ve bunun üzerine sınıftaki en iyi arkadaşıma da bir mesaj attım, Bengi’ye gideceğimi biliyordu, düşüncelerimin ne olduğunu, neler söyleyeceğimi de. Haberlerin kötü olduğunu, çok üzgün olduğumu söyledim. Bunun üzerine aradı beni, ne olduğunu sordu, olanları anlattım ve bundan sonra yapmayı düşündüğüm şeyi söyledim; valla abi çok güzel düşünmüşsün, bunu kesin yap dedi. =) Bunun üzerine çok samimi olduğum bir mesaj daha attım Bengisu’ya; “Çıktığımız süre boyunca beni hiç aldatmadın, bana hiç yalan söylemedin; en azından ben hep buna inandım ve hala da inanıyorum. Lütfen aynı dürüstlükle söyle şimdi bana; hiç mi saygın ya da sevgin kalmadı bana karşı? Eğer ‘kalmadı’ dersen emin ol şu anda kapının önünden ayrılıp seni bir daha rahatsız etmicem.” Gerçekten çok samimiydim bu sözlerimde, zaten başından beri konuşmak istemeyen birini benimle muattap olmaya zorlamak kötü bir şeydi ve ben onu en kısa ve en iyi yoldan, bu soru sayesinde yeniden tanımak istiyordum, içinde bulunduğu durumu anlamak ve sorunu sonlandırabilmek en kısa yoldan bu soruyla mümkündü… Tabii aldığım cevap biraz “fazlasıyla” tatmin ediciydi (bu tatmin duygusunun sonradan kaşıntıya yol açtığı söylenir…) :”Başka birisi var hayatımda rahatsız etme beni lütfen” Ne diyebilir ki bir insan bu sözler üzerine, kendimi aptal gibi hissetmedim; belki hissetmem gerekiyordu o anda, oraya onun benim avutmama ihtiyacı olduğunu düşünerek gelmiş, ama bir anda avutulmaya ihtiyacı olan ben olmuştum. Normal şartlar altında (hayır bu sefer bahsedilen normal şartlar oda sıcaklığı ve deniz seviyesi değildir) böyle bir muameleye maruz kalan bir insan kendini aptal gibi hissederdi; ama ne şartlar normaldi, ne de ben o anda kendimi bir insan gibi hissedebiliyordum… Bunun üzerine -her zamanki gibi- soğuk hava sayesinde kendime gelir gelmez kendisine “Saygılar, mutluluklar… Gerçekten ve içten bir şekilde söylüyorum bunları. Emin ol, rahatsız olmaman için elimden geleni yapmaya gayret edeceğim” dedim ve arkama bakmadan Hoşdere’den aşağı yürümeye başladım…
“Ters Köşeye Yat(ırıl)mak…(?)” başlıklı yazıya 3 yorum yazılmış
Bu yazıya bir yorum yazın:
Yorum yazabilmek için giriş yapmalısınız.


29 Ocak 2007 Pazartesi - Saat: 21:58
Berkciğim seni acıların çocuğu olarak sıfatlandırırsak çok da yanlış yapmış olmayız herhalde.Şaka bir yana bazen takıntılı olmamak gerekir.Bazen bitti dendiği an, herşeyi geride bırakıp yepyeni bir evrene doğru yol almak, tabiatı itibariyle kusurlu olan insan denen varlığa değer atfetmekten daha doğru bir hareket olacaktır.Aynı zamanda ruhunun da hafiflediğini hissedebilirsin bu şekilde.(Bu sözleri benim söylüyor olmam büyük bir çelişki midir?Bu da ayrı bir yazı konusu olabilir herhalde.)
29 Ocak 2007 Pazartesi - Saat: 23:30
Güzelim benim, ben her ne kadar erdemli olsun diye o vakit o davranışta bulunmuş olsam da şu anda kafamda binbir tilki dolaşıyor, halen bir yol aramaktan kendimi alamıyorum. Ha unutmaya çalışmıyor muyuz, bir yandan çalışıyoruz evet; ama yine de biz de acı çekmekten hoşlanıyoruz sanırım…
11 Şubat 2007 Pazar - Saat: 21:45
Abi gereken cevabı aldığında bir süre pek “çıkar yol arayacak” hal kalmıyor insanda; ben geçen hafta bunu gördüm… Demek ki olay geride kalanda değil, cevabı verendeymiş değil mi canım kardeşim? (: